TüM CHaTLaQSLaR BuRDa SeN NeRDeSiN??
 
AnasayfaGaleriSSSKayıt OlGiriş yap
MiSaFiR
widgeo.net
Web Counter
En son konular
» www.radyocare.djop.de
tarafından _troyaa_ C.tesi Tem. 04, 2015 10:27 pm

» www.radyocare.djop.de
tarafından _troyaa_ Çarş. Tem. 01, 2015 11:45 pm

» www.radyocare.djop.de
tarafından uğurradyo C.tesi Ara. 07, 2013 2:07 pm

» yayindayim
tarafından uğurradyo C.tesi Ara. 07, 2013 2:05 pm

» Üsküdarda sabah oldu ,hadi kahvaltiya....
tarafından uğurradyo C.tesi Ara. 07, 2013 2:01 pm

Kimler hatta?
Toplam 0 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 0 Misafir :: 1 Arama motorları

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 217 kişi Cuma Tem. 28, 2017 11:59 pm tarihinde online oldu.
En iyi yollayıcılar
_troyaa_ (5389)
 
DeLiYaR (3274)
 
BaRoNeS (2252)
 
ANGeLiNa (1988)
 
ALTIN_DAMLA (743)
 
GuLGuZeLi (637)
 
ruzgar (543)
 
hope (509)
 
GüL-PeRiSi (444)
 
CaT_GiRL (250)
 
Flatcast.fr
ONLiNe RaDYo

Sosyal yer imi
Sosyal yer imi delicious  Sosyal yer imi reddit  Sosyal yer imi stumbleupon  Sosyal yer imi slashdot  Sosyal yer imi yahoo  Sosyal yer imi google  Sosyal yer imi blogmarks  Sosyal yer imi live      

Flatcast.fr CHaTLaQS

Sosyal bookmarking sitesinde CHaTLaQS adresi saklayın ve paylaşın
RaDYoCaRe

Paylaş | 
 

 Bulaşıcı Çocuk hastalıkları

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
ANGeLiNa
forum kurdu
forum kurdu
avatar

Mesaj Sayısı : 1988
Yaş : 37
cizgi resim :
ReP PuaNi : 0
ReP GüCü : 714
Kayıt tarihi : 17/12/08

MesajKonu: Bulaşıcı Çocuk hastalıkları   C.tesi Ocak 10, 2009 10:22 pm

Suçiçeği

Mikrobun bulaşmasından hastalığın ortaya çıkmasına kadar geçen süre:
2-3 hafta.
Belirtileri
Hafif ateş, burnun akması ve şişkin pembe beneklerin su toplayıp kabuk bağlamasıyla birlikte ortaya çıkan kızarıklıklar. Hamile kadınlarda ve yeni doğan çocuklarda daha şiddetli olabilir.
Çocuğumu evde tutmam gerekir mi?
Evet, kızarıklığın ortaya çıkmasından sonra 5 gün süreyle ve kabarcıkların tamamının kabuk bağlamasına kadar çocuğu evde tutmak gerekir.
Yayılmayı önlemeye nasıl yardımcı olabilirim?
18 aylık çocuklar için aşı mevcuttur. Aşılı olmayan 12 yaşından fazla kimselerin aşı olması tavsiye edilmektedir.
Konjonktivit

Mikrobun bulaşmasından hastalığın ortaya çıkmasına kadar geçen süre
1-3 gün.
Belirtileri
Gözde kaşınma, kızarıklık ve bazen de sulanma. Uyanma sırasında göz kapakları birbirine yapışabilir.
Çocuğumu evde tutmam gerekir mi?
Evet, gözden akıntı olduğu sürece.
Yayılmayı önlemeye nasıl yardımcı olabilirim?
Ellerin özenle yıkanması; başkasının kullandığı havluyu kullanmamaya çalışınız. Antibiyotik de gerekli olabilir.
Mide ve bağırsak enfeksiyonu

Mikrobun bulaşmasından hastalığın ortaya çıkmasına kadar geçen süre
Hastalığın sebebine bağlıdır: bir kaç saatle, bir kaç gün arası.
Belirtileri
Sık sık büyük aptese çıkmak ve dışkının cıvık olması, kusma, ateş, mide krampları ve baş ağrılarının birlikte ortaya çıkması.
Çocuğumu evde tutmam gerekir mi?
Evet, en azından ishalin geçmesinden 24 saat sonrasına kadar.
Yayılmayı önlemeye nasıl yardımcı olabilirim?
Tuvalete gidildikten veya çocuk bezlerine dokunduktan sonra ve yiyeceğe dokunmadan önce ellerin sabunlu suyla dikkatli bir şekilde yıkanması.
Kızamıkçık

Mikrobun bulaşmasından hastalığın ortaya çıkmasına kadar geçen süre
2-3 hafta.
Belirtileri
Genel olarak orta derecede belirti veya belirtisiz, orta derecede ateş, burun akıntısı, şişkin bezeler, kısa süren pembe kızarıklıklar. Hamile kadınların bu hastalığa yakalanması halinde doğum bozukluklarına neden olabilir.
Çocuğumu evde tutmam gerekir mi?
Evet, en azından kızarıklığın ortaya çıkmasından 4 gün sonrasına kadar.
Yayılmayı önlemeye nasıl yardımcı olabilirim?
12 aylık ve 4 yaşındayken aşı (MMR-Kızamık-Kabakulak-Kızamıkçık) yaptırılması.
Şap hastalığı

Mikrobun bulaşmasından hastalığın ortaya çıkmasına kadar geçen süre
3-7 gün.
Belirtileri
Hafif hastalık, belki biraz ateş, ağız etrafında, el ve ayaklar üzerinde ve belki de çocuk bezinin sarılı olduğu yerlerde kabarcıklar.
Çocuğumu evde tutmam gerekir mi?
Evet, su toplayan kabarcıklar kuruyana kadar.
Yayılmayı önlemeye nasıl yardımcı olabilirim?
Özellikle burun temizlendikten, tuvalete gidildikten ve çocuk bezlerini değiştirdikten sonra olmak üzere, ellerin dikkatle yıkanması.
Bit

Bulaşmanın olmasından yavruların yumurtadan çıkmasına kadar geçen süre
Genellikle 5-7 gün.
Belirtileri
Kafatasının kaşınması, saç diplerine beyaz beneklerin yapışması, başta bit olması.
Çocuğumu evde tutmam gerekir mi?
Hayır, bit tedavisi devam ediyorsa gerek yoktur.
Yayılmayı önlemeye nasıl yardımcı olabilirim?
Aile bireyleri, arkadaşlar ve sınıf arkadaşları muayene edilmeli ve bulaşma olduysa, tedavi uygulanmalıdır.
Hepatitis A

Mikrobun bulaşmasından hastalığın ortaya çıkmasına kadar geçen süre:
2-6 hafta kadar.
Belirtileri
Küçük çocuklarda genelde bir belirti olmaz; ani ateş, iştahın azalması, mide bulantısı, kusma, sarılık (cildin ve gözlerin sararması), idrarın koyulaşması, dışkının açık bir renge dönmesi.
Çocuğumu evde tutmam gerekir mi?
Evet, ilk belirtiler ortaya çıktıktan sonra 2 hafta, ya da deri ve gözlerin sararmaya başlamasından itibaren 1 hafta.
Yayılmayı önlemeye nasıl yardımcı olabilirim?
Ellerin dikkatle yıkanması; hasta kimsenin yakınında olanların immunoglobülin iğnesi vurulmaları gerekebilir; bazı kimselerin aşı olması tavsiye edilmektedir.
Grip

Mikrobun bulaşmasından hastalığın ortaya çıkmasına kadar geçen süre:
1-3 gün.
Belirtileri
Ani ateş başlangıcı, burun akıntısı, boğaz ağrısı, öksürük, kas ve baş ağrısı.
Çocuğumu evde tutmam gerekir mi?
Evet, kendini iyi hissedene kadar.
Yayılmayı önlemeye nasıl yardımcı olabilirim?
Özellikle yaşlıların ve sağlık sorunları olan kimselerin aşı olması önerilmektedir.
Kızamık

Mikrobun bulaşmasından hastalığın ortaya çıkmasına kadar geçen süre
İlk belirtilerin ortaya çıkması yaklaşık 10-12 gün ve kızarıklıklar ortaya çıkana kadar 14 gün.
Belirtileri
Bir kaç gün ateş, yorgunluk, burnun akması, öksürük, ağrılı kızarık gözler; yüzde başlayıp vücuda yayılan ve 4-7 gün süren kırmızı
kabartılar.
Çocuğumu evde tutmam gerekir mi?
Evet, kızarıklıklar ortaya çıktıktan sonra en az 4 gün.
Yayılmayı önlemeye nasıl yardımcı olabilirim?
12 aylık ve 4 yaşındayken aşı (MMR-Kızamık-Kabakulak-Kızamıkçık) yaptırılması. Bağışıklığı olmayan yakınları, 14 gün süreyle okuldan
uzaklaştırılabilirler.
Menenjit hastalığı

Mikrobun bulaşmasından hastalığın ortaya çıkmasına kadar geçen süre:
2-10 gün.
Belirtileri
Ani ateş başlangıcı, baş ağrısı, boyun tutulması, mide bulantısı, kusma, baş dönmesi veya kızarıklık gibi belirtilerin birlikte ortaya çıkması.
Çocuğumu evde tutmam gerekir mi?
Hemen tıbbi yardıma başvurunuz. Hastanın hastanede tedavi olması gerekir.
Yayılmayı önlemeye nasıl yardımcı olabilirim?
Hasta ile yakın irtibatı olan kimselerin özel bir antibiyotik almaları gerekebilir ve belirtilerin ortaya çıkması halinde acilen doktora başvurulmalıdır. Menenjit hastalığının bir hattına karşı 12 aylık olan tüm çocuklara aşı yapılmaktadır.
Kabakulak

Mikrobun bulaşmasından hastalığın ortaya çıkmasına kadar geçen süre:
14-25 gün.
Belirtileri:
Ateş, çene etrafındaki bezlerin şişkin ve hassas olması.
Çocuğumu evde tutmam gerekir mi?
Evet, şişmenin başlamasından sonra 9 gün.
Yayılmayı önlemeye nasıl yardımcı olabilirim?
12 aylık ve 4 yaşındayken aşı (MMR-Kızamık-Kabakulak-Kızamıkçık) yaptırılması.
Mantar hastalığı

Mikrobun bulaşmasından hastalığın ortaya çıkmasına kadar geçen süre
Değişebilir (bir kaç gün olabilir).
Belirtileri
Deri üzerinde etrafı pembe bir halkayla çevrilen küçük pul pul benekler.
Çocuğumu evde tutmam gerekir mi?
Evet, tedavinin başladığı günün ertesine kadar.
Yayılmayı önlemeye nasıl yardımcı olabilirim?
Ellerin dikkatle yıkanması.
Uyuz hastalığı

Mikrobun bulaşmasından hastalığın ortaya çıkmasına kadar geçen süre
Yeni enfeksiyonlar: 2-6 hafta
Enfeksiyonun yenilenmesi: 1-4 gün.
Belirtileri
Gece daha fazla olmak üzere cildin kaşınması. Bileklerin etrafında, koltuk altlarında, kalça kısmında, kasıklarda, ve el ve ayak parmaklarının arasında daha fazladır.
Çocuğumu evde tutmam gerekir mi?
Evet, tedavinin başladığı günün ertesine kadar.
Yayılmayı önlemeye nasıl yardımcı olabilirim?
Yakınların muayene ve gerekirse tedavi edilmesi gerekir. Yatak çarşaflarının, havluların ve son 2 günde giyilen elbiselerin deterjanlı sıcak suda yıkanması gerekir.
Kızıl hastalığı

Mikrobun bulaşmasından hastalığın ortaya çıkmasına kadar geçen süre
1-3 gün.
Belirtileri
Ani boğaz ağrısı, yüksek ateş ve kusma ve bundan 12-36 saat sonra kızarıklıkların ortaya çıkması.
Çocuğumu evde tutmam gerekir mi?
Evet, tedavinin başlamasından itibaren en az 24 saat ve çocuk kendini iyi hissedene kadar.
Yayılmayı önlemeye nasıl yardımcı olabilirim?
Ellerin dikkatle yıkanması. Hasta olan yakınların doktoru görmesi gerekir.
Beşinci hastalık

Mikrobun bulaşmasından hastalığın ortaya çıkmasına kadar geçen süre
1-2 hafta.
Belirtileri
Orta şiddette hastalık: ateş, yanakların kızarması, şerit şeklindeki kaşıntılı kızarıklıklar ve muhtemel öksürük, boğaz ağrısı veya burunda akıntı. Çocuğunuz bu hastalığa yakalandığı sırada hamile iseniz, en kısa zamanda doktorunuzu görünüz. Çünkü bu hastalık henüz doğmamış olan bebeğinizi etkileyebilir.
Çocuğumu evde tutmam gerekir mi?
Hayır. Bu hastalık en çok kızarıklık ortaya çıkmadan önce bulaşıcı olmaktadır.
Yayılmayı önlemeye nasıl yardımcı olabilirim?
Ellerinizi iyice yıkayınız ve içecekleri paylaşmaktan kaçınınız.
Boğmaca

Mikrobun bulaşmasından hastalığın ortaya çıkmasına kadar geçen süre
7-20 gün.
Belirtileri
Burun akıntısıyla başlar, nöbetler halinde gelen sürekli öksürük şeklinde devam eder. Nöbetlerden sonra kusma ve çocuğun nefes
almaya çalıştığı sırada çıkardığı boğucu seslerle devam edebilir.
Çocuğumu evde tutmam gerekir mi?
Evet, çocuk beş gün süreyle özel bir antibiyotik alana kadar.
Yayılmayı önlemeye nasıl yardımcı olabilirim?
2, 4 ve 6 aylıkken, 4 yaşında ve orta öğrenim çağında aşı yaptırılması. Hastaya ve yakınlarına
özel bir antibiyotik verilebilir.

Yazının Kaynağı: health.nsw.gov.au
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ANGeLiNa
forum kurdu
forum kurdu
avatar

Mesaj Sayısı : 1988
Yaş : 37
cizgi resim :
ReP PuaNi : 0
ReP GüCü : 714
Kayıt tarihi : 17/12/08

MesajKonu: Bebeklerde Ateş ve Havale   C.tesi Ocak 10, 2009 10:28 pm

ATEŞ
Vücudun normal sıcaklık derecesi 36-37,5 derece arasındadır. Bunun üzerindeki ısıya yüksek ateş denilir. Gün içerisinde çocuğunuzun vücut ısısının yükseldiği zamanlar olabilir. Hareketli oyunlardan sonra vücut ısısı artacaktır. Bir miktar dinlendikten sonra herhangi bir azalma olmuyorsa, ateşi var demektir. Çocukluk çağında çok sık karşılaşılan bir belirti olan ateş, savunma sisteminin bir reaksiyonudur. Ateş kendi başına bir hastalık değildir. Ancak başka bir hastalığın belirtisidir. Aniden yükselen ateş 1-5 yaş arasındaki çocuklarda havale geçirmeye yol açabilir.
Yanağınızla alnına dokunduğunuzda veya alnını ve kulak arkasını öptüğünüzde sıcaklık geliyorsa, çocuğunuzun ateşini bir dereceyle ölçmeniz gerekir. Bebek olan her evde ateş ölçmek için bir derece bulundurmak gerekir. Derecenin en kolay okunur olanını seçin. Bebeklerde (1 yaşına kadar) ateş ölçümü popodan yapılır. Termometrenin üzerine biraz nemlendirici krem sürüp 1-2 dakika kadar rektumda bekletin. Bebeğinizin ayak bileklerini sıkıca tutmanız gerekir. Termometreyi aldığınızda 38 dereceyi gösteriyorsa ateşi var demektir.
Biraz büyük çocuğunuzda termometreyi dilinin altına koyarak da ateşini ölçebilirsiniz. En az 3 dakika beklemeniz gerekir. Dil altı ölçümlerinde, civalı termometre kolayca kırılabileceği için sayısal termometre tercih edilmelidir. Termometre 38 dereceyi gösteriyorsa ateşi var demektir.
En iyi ve kullanımı en fazla olan yöntem koltuk altından ateş ölçme yöntemidir. Civalı termometreyi koltuk altına koyun, 3-4 dakika bekledikten sonra alın. Koltuk altı ölçümü gerçek vücut sıcaklığından 0,6 derece daha düşüktür. Bunun için termometre 37,5 derecenin üzerinde gösteriyorsa ateşi var demektir.
Çocuğunuzun ateşini 20 dakika ara ile tekrar ölçün. Yine yüksek bulursanız, ateşini düşürmek için harekete geçin. Yüksek ateş bir hastalık belirtisi olduğundan, ateşin düşürülmesi tedavi anlamına gelmez. Esas hastalık tespit edilerek uygun tedavi verilmelidir. Ateş vücudun bir savunma mekanizmasıdır. Mikroplara karşı vücudun direncini yükseltir. Çocuğun genel durumunu, sıvı dengesini, uyku huzurunu bozmayan hafif ateşlerde, ateş düşürücü kullanılmamalıdır. Henüz ateş yokken, ateşi çıkmasın diye ateş düşürücü kullanmak da yanlıştır, hastalığın tanınmasını güçleştirir. Ateş düşürücü kullanılmış ve ateş düşmüşse, ateş çıkana kadar ateş düşürücüye devam edilmemelidir. Sık aralıklarla ve fazla dozda kullanılan ateş düşürücü zehirlenmelere yol açabilir.

Siz nasıl yardımcı olabilirsiniz?
♦️ Çocuğunuzun ateşi yüksekse, titreme ve üşüme olsa bile üzerini örtmeyin. Birden yükselen ateş havaleye neden olabilir.
♦️ Çocuğunuzun ateşi düşerken terleyip su kaybeder. Bunun için bol bol sıvı gıdalar verin.
♦️ Çocuğunuzun ateşi 38 derecenin üstündeyse, önerilen dozda parasetamol şurubu verin.
♦️ Çocuğunuzun alnına soğuk veya nemli bir havlu koyun.
♦️ Çocuğunuzun ateşi 39,5 dereceden yüksekse ılık su ile banyo yaptırın. Veya ılık suya batırılmış süngerle vücudunu silin. Kesinlikle soğuk su kullanmayın. Her beş dakikada bir ateşini ölçün.
♦️ Hiçbir zaman alkol veya sirkeli su kullanmayın. Çocuğunuz bunları teneffüs edebilir ve zararlı sonuçlara yol açabilir.
♦️ Çocuğunuzun ateşi 39,4 dereceden yüksekse (1 yaşın altındaki bebekler için 38,3 derece) ve 24 saattir ateşi varsa hemen doktorunuzu arayın.

Ateşli Havale
Belirtileri: Çocuk havale geçirirken bilincini kaybeder, gözlerini bir noktaya sabitler. Dişleri kilitlenir; ağız, yüz, kol ve bacaklarda ard arda kasılmalar, morarma görülebilir. Daha sonra kollarını ve bacaklarını birkaç dakika süreyle ritmik uzatıp çekip büker. Havale başlarken çocuk çığlık atabilir. Havale esnasında çiş veya kaka yapabilir. Havale sonunda çocuk dalgın olabilir ve uyumak isteyebilir.
Aniden yükselen ateşin beyne yaptığı etkiyle çocuklarda havale nöbetleri olabilmektedir. Ateşli havale 6 ay -6 yaş arası çocuklarda görülebilmektedir. Bunun haricindeki yaş gruplarında görülen havalenin sebebi ateş değildir. Menenjit, epilepsi, zehirlenme gibi önemli hastalıklar araştırılmalıdır. Ateşi yükselen her çocuk havale geçirmez. Ancak bir defa havale geçiren çocuğun daha sonraki ateşlenmelerinde havale geçirme ihtimali daha yüksektir. Bazı ailelerde bu hastalığa daha sık rastlanır. En sık rastlanan havale nedeni grip gibi ateşli hastalıklardır.

Siz nasıl yardımcı olabilirsiniz?
♦️ Havale geçirmekte olan bir çocuğa yapılacak en iyi yardım, çocuğun rahat solunum yapmasını sağlamaktır. Havale geçirme esnasında çene kaslarının kasılması, dilini ısırıp kanatması, bazen ağzında biriken köpükler çocuğun solunumunu güçleştirmektedir. Çocuğun kesici olmayan bir şeyle ağzı aralanarak, ağız boşluğu temizlenir, ağız açık tutulur. Havale geçiren bebek ya da küçük çocuksa, dizlerinizin üzerine yatırarak, dilinin arkaya kayıp nefes borusunu tıkamasını önleyebilirsiniz.
♦️ Çocuğunuzu havale geçirirken bir an bile yalnız bırakmayın. Çocuğunuzun düşmesi ve çarparak yaralanmasını önlemek için etraftaki eşyaları kaldırmalısınız.
♦️ Çırpınma hareketleri bittikten sonra, çocuğunuzu yan çevirin, solunum yollarını dilinin ve tükürüklerinin kapamasını önlemiş olursunuz.
♦️ Bu esnada çocuğunuzun ateşinin düşürülmesine çalışın. Giysilerini çıkartın; koltuk altı, boyun, kasık, alın bölgelerine ıslak bezler koyun veya ıslak bir süngerle vücudunu silin. Bir süre sonra havale genellikle durur, çocuğunuz gevşer ve uykuya dalar. 20 dakika süren bir havalenin herhangi özel bir ilaçla durdurulması gerekir. Eğer çocuğunuzda havale 15 dakika içerisinde geçmemişse, hemen bir sağlık kuruluşuna götürün. Eğer kısa sürmüşse havale bittikten sonra gerekli teşhis ve tedavinin yapılması için yine bir sağlık kuruluşuna götürün.
♦️ Doktorun tavsiyesi olmadan çocuğunuza hiçbir ilaç vermeyin.
♦️ Ailenizde ateşli havaleye yönelik bir eğilim varsa, çocuğunuz hasta olduğunda, ateşinin 39 dereceyi aşmaması için elinizden geleni yapın.

Yazının kaynağı : Sevda Salihoğlu Dursun ( Bebek Bakımı ve Sağlığı )
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ANGeLiNa
forum kurdu
forum kurdu
avatar

Mesaj Sayısı : 1988
Yaş : 37
cizgi resim :
ReP PuaNi : 0
ReP GüCü : 714
Kayıt tarihi : 17/12/08

MesajKonu: Ağız Hastalıkları   C.tesi Ocak 10, 2009 10:37 pm

Çocuklarda oldukça sık karşılaşılan ağız hastalıkları genellikle ciddi belirtiler vermese de bazen beslenmeyi çok zorlaştıran sorunlar yaratabilir. Temizlik kurallarına uymak, ağız sağlığı konusunda dikkatli ve özenli olmak bu tür hastalıkların önlenmesinde en etkili yoldur.
PAMUKÇUK

Pamukçuk hastalığının etkeni, bilimsel adı Candida albicans olan ve ağız boşluğunda insana zarar vermeden bulunabilen mikroskopik bir mantar türüdür. Çeşitli hastalıkların ortaya çıkması, yetersiz beslenme, uzun süre antibiyotik kullanma gibi vücut direncini azaltan etkenler bu mantan hastalık yapıcı hale getirir. Vücut direnci azalınca gelişmek için uygun bir ortam bulan mantar hızla koloniler oluşturarak çoğalır. Bu koloniler dil ve yanağın iç yüzeyi gibi ağzın büyük bir bölümünü kaplayabilir. Kızarmış ağıziçi mukozası üstünde mercimek büyüklüğünde beyaz alanlar pamukçuğun tipik lezyonlannı oluşturur. Lezyonlar özellikle başlangıç evresinde seyrek ve küçük olduğundan, gelişen bu mantar kolonileri beslenme sonrasında dil kenarları ve dişetlerinde kalmış süt kesmikleriyle karıştırılabilir. Ama pamukçuk odaklan temizlenmeye çalışılırsa ağız mukozasına sıkıca yapıştıklan ve bulunduklan yerlerden aynlmadıklan görülür. Pamukçuk lezyonlan ağrılı değildir. Ağıziçiyle sınırlı kalan bir enfeksiyon ağır sorunlara yol açmadan geçebilir. Ama bazen mukoza şişliği ve kolonilerin genişlemesi hafif bir ağnya yol açar. Bu ağrı özellikle bebek meme emerken dil ve yanakların memeye yaslanarak baskı altında kalması sonucu artar. Ağrı duyan bebek ağlar ve çoğu zaman meme almayı istemez. Bu dolaylı etki bebeğin daha az beslenmesine, genel durumunun daha da bozulmasına ve mantarlann gelişmesine uygun bir ortam hazırlayarak lezyonlann yaygınlaşmasına neden olur. Hastalığın giderek ağırlaşan sonuçlannı engellemek için hemen tedaviye geçilmeli ve lezyonlann yaygınlaşması engellenmelidir.

• Tedavi -
Pamukçuk tedavisinde doğrudan mantar kolonilerini, yani beyaz alanlan kaldırmaya yönelik girişimden kaçınılması gerekir. Çünkü bu tür girişimler mantan uzaklaştırmaya yaramaz. Geride kalan üzeri soyulmuş kırmızı ve ağnlı yüzey mantarın daha kolay gelişebileceği bir ortam oluşturur. Sütçocuğunun ağzı mukozayı örselemeyecek biçimde günde birkaç kez ve en iyisi beslenmeden sonra mikrop öldürücü çözeltilerle temizlenmelidir. Kullanılabilecek çözeltiler arasında metilen mavisi ve borik asitin gliserindeki yüzde l'lik çözeltisi sayılabilir. Bu tedaviye mantar öldürücü bir ilaç da eklenmelidir. Bu tip ilaçlar günümüzde pamukçuğa karşı yaygın biçimde kullanılmaktadır. Bunlar hap biçiminde alınabileceği gibi doğrudan hasta mukoza üzerine de uygulanabilir. Pamukçuğun tedavisi oldukça basittir ve geç kalmadan başlatılan tedavi hızla etkisini gösterir. Tersi durumlarda lezyonlar genişler; yutak, solunum yolları ve sindirim sistemini de içerebilecek ölçüde yaygınlaşır. Tedavisi çok kolay olan pamukçuğun ağır ve tehlikeli durumlar yaratmasına fırsat tanımak gerçekten çok büyük bir hatadır.
STOMATİT

Stomatit, yani ağıziçi iltihabı her yaştaki çocukta ortaya çıkabilir ve genellikle kendi başıma değil, başka bir hastalığa eşlik eden bir bulgu olarak görülür. Akut enfeksiyon hastalıktan ve uzun süren antibiyotik tedavisinin ardından; bazen de sorunlu diş çıkarmaya, pamukçukta olduğu gibi vücut direncinin zayıflamasına ve vitaminlerin yeterince alınmadığı kötü beslenmeye bağlı olarak ortaya çıkar.
• Ağız nezlesi -
Daha çok bakımsız çocuklarda ya da ağız temizliği yaparken mukozayı örseleyecek ölçüde aşınya kaçıldığı durumlarda görülür. Ağız mukozası yaygın biçimde iltihaplanmış, kızarmış, şişmiş ve ağnlıdır. Bebeğin vücut sıcaklığında biraz yükselme görülebilir. Belirgin bir genel belirti bulunmasa bile, bebek ağnyan ağzından ötürü huzursuzdur ve yemek yemek istemez. Belirtiler özgül bir tedaviye gerek kalmadan, iki üç gün içinde kaybolabilir. Ağzı gargarayla temizlemek hem ağnyı azaltması, hem de ikincil enfeksiyonlan engellemesi bakımından yararlı olabilir.

• Uçuklu stomatit -
Ender görülen bu tip ağıziçi iltihabı topluiğne başı büyüklüğünde veziküller (içi sıvı dolu kesecik) oluşturur. Bu veziküller damak ve yanak mukozasında üzüm salkımını andıran kümeler oluşturmaya eğilimlidir. Lezyonun çevresindeki mukoza biraz kırmızılaşabilir. Dişetleri genellikle bu hastalıktan etkilenmez. Lezyon yutak duvarına da ender durumlarda yayılır. Hastalığa bağlı olarak vücut ısısı biraz yükselir.

• Aftlı stomatit -
Bulaşıcı bir hastalıktır. Aile içinde, yakın ilişkide bulunulan arkadaşlar arasında kolayca yayılır. Etken uçuk virüsüne çok benzeyen bir virüstür. Başka akut enfeksiyonlara bağlı olarak virüsün etkinlik kazanmasına oldukça sık rastlanır. Ateş genellikle yüksektir. Bazen mukoza döküntüleri başlamadan önce ortaya çıkabilir. Genel durum belirgin biçimde bozulmuştur. Huzursuz olan bebek ağıziçinde artan ağrıyla birlikte beslenmeye karşı koyar. Bazen beyinle ilgili belirtiler de bu hastalık tablosuna eşlik edebilir. Tanı açısından ağız mukozasmda hafif kabartılı ve bazen kırmızımsı bir alanla çevrelenmiş beyaz-sarımsı plakların görülmesi Çok önemlidir. Hastalık, adının çağrıştırdığı anlamdan farklı olarak, vezikülle değil, epitelin yüzey katmanlarından fibrinli sıvı sızmasıyla kendini belli eder. Hastalık genellikle ağız boşluğunun ön bölgelerini, dudakları, dili, yanak mukozasını, yumuşak damak ve ender durumlarda bademcikleri etkiler. Çoğu kez aftlar ağız çevresi derisine de yayılır. Aftlı stomatit salya artışına neden olur. Ağız mukozasındaki bu özgül belirtilerin yanı sıra mukoza ve özellikle dişetlerinde yaygın iltihaplanma da görülür. Bu gelişmeyle birlikte mukoza şişmiş ve yumuşamıştır. Dişetleri dişten ayrılabilir ya da şişerek dişlerin serbest kenarlarını örtebilir. En ufak dokunmayla bile kanamaortaya çıkabildiğinden dudaklar üzerinde yara kabuklan bulunabilir. Bu kabuklanma da gerçek iltihaplanma durumunu gizler. Ayrıca birleşen aftlı alanlar tanıyı güçleştirebilir. Dişeti mukozasının hastalıktan ağır biçimde etkilenmesi difteriyle ayırıcı tamda önem taşır. Çünkü ağız difterisi ender durumlarda dişetinden başlayarak gelişir. Suçiçeğine benzer döküntüler sık sık yumuşak damakta da ortaya çıkarak aftlı stomatite benzer bir hastalık tablosuna yol açar. Ayırıcı tanıda önem taşıyan suçiçeği, ancak derinin dikkatli bir biçimde incelenmesiyle dışta tutulabilir.
İkincil enfeksiyonların ortaya çıkması ise ülserlerin oluşmasına neden olur. Aftlı stomatiti olan bebeğin beslenmesi büyük ölçüde zorlaştığından, bu sorunun öncelikle çözülmesi gerekir. Bebeğe kolay çiğnenen ya da çiğnemeye gerek bırakmayan ılık muhallebi ya da benzeri sütlü tatlılar verilmelidir. Bu yiyecekler yüksek besleyici özellikleriyle bebeğin yeterli miktarda kalori almasını sağlar. Ağıziçi iltihabının genellikle altı ya da yedinci günlere denk düşen iyileşme döneminde bebekler artık bisküvi gibi katı besinleri de alabilecek duruma gelirler. Antiseptik ya da Lugol çözeltileriyle tedavi birçok hekimin uyguladığı
bir yöntemdir. Ama kendiliğinden geçen aftlı stomatitin bu tedaviyle daha hızlı bir biçimde iyileştiği söylenemez. Tedavinin gargaralar ve papatya çayıyla sınırlı tutulması daha doğrudur. Bebek çok küçükse, ucuna iğne takılmamış bir plastik enjektöre bu sıvılar çekilerek ağıziçi temizliği yapılabilir. Önceden belirtildiği gibi aftlı stomatit bulaşıcı bir hastalıktır. Bu nedenle hastanın başka çocuklarla teması engellenmeli, genel temizlik kurallarına aşırıözen gösterilmeli, bebeğin çamaşırlan kaynatılarak mikroplardan arındırılmalıdır. Hafif antiseptik olarak, yutulduğunda bile sorun yaratmayacak ölçüde seyreltilmiş oksijenli su kullanılabilir. Bu su lastik bir boruyla ağıziçine püskürtülebilir. Boru her kullanımdan önce mutlaka mikroplardan anndrnlmalıdır.

• Ülserli stomatit -
Stomatitin bu tipi çoğu zaman çürük dişte ya da dişleri saran dişetinde başlar. Bu bölgede dişeti şişmiş ve grimsi bir renk almıştır. Daha sonra üzeri sarımsı gri bir katmanla örtülü derin ülserler ortaya çıkar. Diş önce yuvası içinde sallanmaya başlar ve sonra da düşer. Ülser oluşumu yakın bölgelere, dil ve yanak mukozasına yayılma eğilimi gösterir. Oluşan yaygın doku ölümüne bağlı olarak nefes kötü kokar. Çok ağrılı olan bu lezyonlar bebeğin beslenmesini son derece güçleştirir. Bölgesel lenf bezleri şişmiştir. Ateş yükselirse hastanın genel durumu da bozulur. Diş çürümesine yol açan mikroplar çevre dokulara geçmeden dişle sınırlı kalabilir. Ama bazı koşullar çürük etkenlerini yaygınlaştırarak ülserli stomatite yol açar. Gerçekten uzun süre kötü ya da yanlış beslenme bu hastalığın ortaya çıkmasında belirleyici bir rol oynamaktadır. Yapılan araştırmalar C ve A vitaminlerinin eksikliği sonucu ülserli stomatitin daha kolay geliştiğini ortaya koymuştur. Belirleyici öbür etkenler arasında kızamık gibi ağır seyreden enfeksiyon hastalıklan sayılabilir. Ayıncı tamda cıva zehirlenmesine bağlı stomatit ve iskorbüt hastalığı önem taşır. Basit dişeti iltihaplanyla sınırlı kalacak diş çürükleri bu gibi durumlarda ağız mukozasmda ülserli lezyonlara neden olabilir. Doku ölümü lösemiye (kan kanseri) ya da agranülositoz (kanda alyuvarlann büyük bir bölümünü oluşturan granülositlerin bulunmaması, dolayısıyla kişinin enfeksiyonlara karşı savunmasız kalması) gibi hastalıklara bağlı olarak gelişebilir. Tedavide bol miktarda meyve suyu, kaymak ve beyazpeynirden oluşan uygun bir beslenme düzeni korunmalıdır. C vitamini damar içine de verilebilir (100- 200 mg askorbik asit). Gargara seyreltilmiş oksijenli su ya da çok seyreltilmiş potasyum permanganat içeren çözeltiler kullanılarak hazırlanabilir.

Dudak kenarı çatlakları
Dudak kenan çatlaklarının tedavisinde bu oluşumlara yol açan etkenlerin belirlenmesi ve bunların giderilmesi hedeflenir. Bu etkenler arasında dudak ısırması, temizlik maddelerine bağlı örselenme, kurumuş dudaklann soğuk ve kuru havayla karşılaşması ve genel ateşli hastalıklar sayılabilir. Hafif lezyonlar için vazelin ve benzeri pomatlann sık sık sürülmesi yeterlidir. Daha derin çatlaklar için antibiyotikli pomatlar kullanılmalıdır.

Dil lezyonları
Ağıziçi hastalıklanndan söz ederken dilde oluşan lezyonlara da değinmek gerekir. Genel hastalıklar sırasında dilde bazı değişikliklerin görüldüğü yaygın biçimde bilinen bir gerçektir. Bağırsak hastalıklan
başta olmak üzere birçok hastalık sırasında dil "paslı" görülür. Ama bazı lezyonlar doğrudan dili ilgilendirir ve yalnızca bu organla sınırlı kalır. Örneğin halk arasında "kurbağacık" denen durumda dilin alt yüzünü ağız tabanına bağlayan bağ kısadır ve dilin hareketlerini, özellikle de yukan kaldınlmasınıönemli ölçüde engeller. Bebek meme ememez ve konuşma çağına geldiğinde dil hareketleri kısıtlı olduğundan sözcükleri tam olarak çıkaramaz.

Yazının Kaynağı: Medicana
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ANGeLiNa
forum kurdu
forum kurdu
avatar

Mesaj Sayısı : 1988
Yaş : 37
cizgi resim :
ReP PuaNi : 0
ReP GüCü : 714
Kayıt tarihi : 17/12/08

MesajKonu: Bebekler İçin Aşı Takvimi   C.tesi Ocak 10, 2009 10:39 pm

AŞI NEDİR?

İnsan ve hayvanlarda hastalık yapma yeteneğinde olan virüs,bakteri vb. mikropların hastalık yapma gücünden arındırılarak ya da bazı mikropların salgıladığı zehirlerin etkisinin ortadan kaldırılarak sağlam kişilere verilmesi için geliştirilen biyolojik maddelere aşı denilmektedir. Aşı, kişileri hastalıklardan ve hastalıkların kötü sonuçlarından koruyabilmesi için, sağlam ve risk altındaki kişilere uygulanmaktadır. Oluşan antikorlar vücutta uzun süre kalırlar ve bu süre içinde aynı mikrop vücuda tekrar girerse, bu mikrobun hastalık oluşturmasına fırsat vermeden ortadan kaldırılmasını sağlarlar. Herhangi bir aşının koruyucu etki gösterebilmesi için uygun yaşlarda ve uygun aralıklarla yapılması şarttır. Zira aşıların çocuklara hastalıklara yakalanma riskinin en yüksek olduğu dönemlerden önce yapılması gerekmektedir.
AŞI TAKVİMi

Aşıyla engellenebilecek hastalıklar için takip edilmesi gereken aşı takvimi şöyle:
I- Karma aşı: (Difteri+Boğmaca+Tetanos)
Bebek 2, 4 ve 6 aylıkken yapılır. 1. tekrarı bebek 18 aylık olunca, 2. tekrar ilk tekrardan 2.5 - 3 yıl sonra, 3. tekrar 2. tekrardan 3.5 - 4 yıl sonra yapılır. 10 yıl sonra bir tekrar daha yapılabilir.
Not: Boğmaca geçirenlere ve 6 yaştan büyüklere sadece D.T (Difteri - Tetanos) yapılır.
* Tetanos aşısını herkesin yaşamı boyunca 10 yıl aralıklarla yaptırması gerekir.
II- Çocuk felci: (Polio)
Bebek 2, 4 ve 6 aylıkken yapılır. 1. tekrarı bebek 18 aylık olunca, 2. tekrar ilk tekrardan 2.5 - 3 yıl sonra, 3. tekrar bir öncekinden 3.5 - 4 yıl sonra yapılır. 10 yıl sonra bir tekrar daha yapılabilir.
III- Kızamık aşısı:
Tek kızamık aşısı: 9 aylıktan itibaren yapılabilir. Bu durumda aşıdan 6 ay sonra MMR (Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak) karma aşı yapılması gerekir. Tekrarı 5 yıl sonra MMR şeklinde yapılır.
Üçlü kızamık aşısı (MMR) (Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak): 13 aylıktan itibaren yapılır. 5 yıl sonra tekrar edilir. Bu aşının çok şiddetli yumurta alerjisi olanlara yapılmaması gerekir.
IV- Hepatit B (Sarılık aşısı): (Gen - Hevac B (Pasteur Merieux)) (Engerix - B (Smith Kline Beecham))
1.5 yaşından büyük çocuklarda ve erişkinlerde aşı yapılmadan önce laboratuvar testi olarak Hbs Ag ve Anti Hbs yapılması gerekir. Bunlar negatif olduğu takdirde aşılama uygulanabilir.
a) Bir ay ara ile üç aşı - Bir yıl sonra ilk tekrar, 5 yıl sonra 2. tekrar.
b) Bir ay ara ile iki aşı yapılır. Son aşıdan 5 ay sonra 3. aşı, 5 yıl sonra bir aşı daha yapılır. On yıl sonra 2. tekrar aşı.
Bütün hamile annelere rutin olarak Hepatit B laboratuvar araştırması yapılması gerekir. Hepatit marker’ları pozitif olan annede (HbsAg ve HbeAg pozitif ise) doğacak bebeğe uygulanacak aşılama programı; doğumdan hemen sonra veya ilk 8 saat içinde Hepatitis B immune Globulin (200 I.U) yapılır. Immune globulin ile aynı anda veya en geç bir hafta sonra Hepatitis B aşısı yapılır.
V- Hepatitit A aşısı:
2 yaşından sonra yapılmaya başlanır. 5 yaşına kadar laboratuvar tetkiklerine ihtiyaç yoktur. 5 yaşından büyüklere aşıdan önce antiHav İgG testi yapılır. 10 yaşa kadar Havrix Pediatric yapılır daha büyüklere normal Havrix aşısı yapılır. 1 ay ara ile 2 aşı yapılır. 6 ay sonra 3’üncü aşı yapılır. Bir yıl sonra 1’inci tekrar, 5 veya 8 yıl sonra 2’inci tekrar yapılır.
VI- ACT - HİB (Hemofilüs inflüenza - B):
Bebekler 2, 4 ve 6 aylıkken 3 aşı yapılır. Bir yıl sonra 1. Rapel (tekrar) yapılır. 6 ay ile 1 yaş arasındaki çocuklara 2 ay ara ile 2 aşı yapılır. Bir yıl sonra 1. rapel yapılır. 1 yaş ile 5 yaş arasındaki çocuklara tek doz (bir aşı) yapılır.
VII- Suçiçeği aşısı:
Rutin bir aşı değildir. Risk grubunda olan kişilere tavsiye edilir.
Varilrix aşısı:
12 aydan sonra Subkutan olarak bir kez aşı yapılır. Tekrarı yoktur.

Yazının Kaynağı : ntv.com.tr
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ANGeLiNa
forum kurdu
forum kurdu
avatar

Mesaj Sayısı : 1988
Yaş : 37
cizgi resim :
ReP PuaNi : 0
ReP GüCü : 714
Kayıt tarihi : 17/12/08

MesajKonu: Sık sık kusuyor, salya akıtıyor ve hıçkırık tutuyorsa...   C.tesi Ocak 10, 2009 10:40 pm

Sık sık kusuyor, salya akıtıyor ve hıçkırık tutuyorsa...

BEBEKLİ annelerin yavrularının kusma, hıçkırık ve salyasından çoğu şikâyetçidir. Bebeğin boynuna astıkları önlük, hemen hiç kuru kalmaz: Ya devamlı salyaları akar, ya da süt içtikten sonra sık sık kusarlar. Anneleri üzen ve endişelendiren bu sıkıntıların nedenlerini doktorunuza sorduk. Bakın bu konuda ne diyor:

Soru: Bebeğin tükürmesi ve salyasının akması,endişelenecek bir şey midir, doktor?
Cevap: Eğer bunun miktarı pek az ise, bebeğin gelişmesinde bir aksaklık yaratmıyorsa, hayır.
Soru: O halde bu olaya "normaldir" diyebilir miyiz?
Cevap: Bir ölçüde evet. Genellikle altıncı aya kadar sık görülen salya akışı, giderek azalır, en sonunda kendiliğinden geçer.
Soru: Peki, bu duruma karşı anne bir şey yapamaz mı?
Cevap: Bebeğin mamasını, ya da sütünü, biraz yulaf ezmesi ya da mısır nişastasıyla kıvamlandırabilir. özellikle bir konuya dikkat etmesi yararlı olur: Bu da, bebeğin altını, emzirmeden veya mama vermeden önce değiştirmektir. Çünkü bebek bu işlem sırasında sağa-sola döndürülüp, çok hareket ettirildiğinden, mamasını hemen az önce yemişse, bunun bir kısmını çıkarması olağandır. Yine bebeğe mamasını yedirdikten sonra bir süre başının altına alçak bir yastık koyarak yükseltmek de, kusmasını önleyen bir çare olabilir.
Soru: Bebeğin kusması, nelerin belirtisi olabilir?
Cevap: Kusma genellikle önemli bir belirtidir. Bir hastalığın habercisi olabilir. Süt çocukları mide-barsak yolunda olsun, ya da bir başka bölgede olsun, hastalıklara genellikle kusmayla tepki gösterirler. Özellikle kusmayla birlikte ishal de görülürse, durum daha tehlikeli sayılabilir. Bunun sonucu, bebeğin su kaybı ve buna bağlı olarak tuz eksilmesi, metabolizmasını felce uğratabilir. Bu da hayatî tehlike yaratabilir. Böyle bir durumda, hemen doktora giderek tedaviye başlamak en doğru yoldur.
Soru: Öyleyse, kusmanın nedenini mutlaka bulaşıcı bir hastalıkta mı aramak gerekir?
Cevap: Bazı durumlar dışında, evet. örneğin, bebek daha doğumunu izleyen ilk günlerde kusmaya başlamışsa, mide-barsak kanalındaki bir tıkanıklıktan kuşkulanmak gerekir. Bir başka olasılık da, mide çıkışını kapatan mide alt kapakçığının fazla gelişmesi sonucu, sindirilen besinlerin mideden çıkamayışlarıdır.
Soru: Peki, ya bebeği hıçkırık tutarsa ne yapmalı?
Cevap: Genellikle hıçkırık, zararsız bir kas seğirmesidir. Ancak çok sık tekrarlıyorsa, her emzirmeden, ya da mamadan sonra görülüyorsa, bebeğin doktor kontrolünden geçmesi gerekir. Bebeği her beslenmeden sonra karın üstü yatırmak da, yararlı olabilecek bir yoldur.

Sonuç olarak, bir tavsiyemiz daha var: Zararsız gibi görünen kusma ve salya akışını, anne titiz bir gözle izlemelidir. Çünkü bebek, vücut ağırlığının % 20'sini, günlük beslenmesiyle sağlamaktadır. Bunun en ufak bir kısmını bile kaybetmemesi doğru olur. Bu yüzden anne, fazla telâşlı ve evhamlı olmamalı, ama gerektiğinde de doktora danışmaktan, sormaktan çekinmemeli, belirli aralarla bebeğini kontrole götürmeyi de unutmamalıdır
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ANGeLiNa
forum kurdu
forum kurdu
avatar

Mesaj Sayısı : 1988
Yaş : 37
cizgi resim :
ReP PuaNi : 0
ReP GüCü : 714
Kayıt tarihi : 17/12/08

MesajKonu: Çıban   C.tesi Ocak 10, 2009 10:43 pm

Çıbanlar derideki önemsiz iltihaplanmalar olmakla birlikte, özellikle ergenlik çağında görünümle ilgili sorunlara ve bazı komplikasyonlara yol açabilir. Ergenlik çağında üstderide tam anlamıyla bir hormon fırtınası yaşanmaktadır. Deride kıl kökünü saran kesecik (kıl folikülü), sebum adında yağlı ve koyu kıvamlı bir salgı üreten yağbezleriyle yoğun ilişki içindedir. Bunların ikisi firden kıl-yağbezi sistemini oluşturur. Bu mikro sistemde iltihaplanma olursa, çıban meydana gelir. Yani çıban, bu sistemde irinli ve doku ölümüyle seyreden bir iltihabın kesin belirtisidir.

NEDENLERİ
Etken, hemen hemen her zaman stafilokok türü bir bakteridir. Bu mikrop aslında alışılmış bir deri asalağıdır ve zararvermeden deri yüzeyinde yaşar. Stafilokokların deride çıban gelişimine yol açabilecek kadar güçlenmesi için belirli koşulların bir arada bulunması gerekir. Başka bir deyişle, stafilokokların hastalık yapıcı etkileri derinin yerel savunma süreçlerince engellenir ve stafilokoklar, ancak bu süreçler zayıfladığında saldırıya geçebilir. En sık görülen neden, bağırsaktan bazı zehirli maddelerin emilmesidir. Bu maddelerden bazıları, vücuttan kılyağbezi sistemi aracılığıyla atılabilir; bu durum kıl kökünü saran keseciklerdeki yerel savunma süreçlerim zayıflatır ve stafilokokları hastalık yapıcı hale getirir. Sivilce gelişimine yatkınlıkyaratan bir başka neden de şeker hastalığıdır: Şeker hastalarının vücudu ve derisi başta stafilokoklar olmak üzere birçok mikrop türünün gelişmesi için son derece elverişli bir ortamdır. Ayrıca çıban gelişimini kolaylaştıran birçok dış etken de bilinmektedir: Derinin sürekli zedelenmesi (örneğin, sporculara uygulanan masajın etkisiyle) bunlardanbiridir; boyunda ortaya çıkan sivilcelerin nedeni ise giysi yakalarının sürekli zedeleyici bir sürtünme yaratmasıdır. Çıban yalnızca deriyi, daha doğrusu derinin dermis katmanını ilgilendiren bir olaydır. Derialtı dokuları bu durumdan çok az etkilenir; zaten kıl-yağbezi sistemi dermis katmamnda bulunur.Stafilokoklar saldırıyı artırarak kıl kökünün çevresindeki dermis katmanına da yayılırlarsa, bu bölgedeki damarlar genişler ve dermis katmanı içine sınırlı miktarda bir sıvı sızar. Akyuvar açısından zengin olan bu sıvı, kıl-yağbezi sistemini besleyen damarları tıkayarak sistemin ölmesine yol açar ve deri içinde çevresi sınırlanmış bir irin birikintisi oluşturur. Bu birikim de zamanla üstderiye doğru yaklaşarak üzerindeki üstderi tabakasını kaldırır ve her defasında kendine biraz daha yer açar. Böylece deri üzerinde, içerdiği irin nedeniyle sarımtırak görünümlü ve içinde kılyağbezi sisteminin kalıntısı bulunan bir kabartı oluşur. Bu son iki evre, çıbanın olgunlaşma aşamalarıdır.

BELİRTİLERİ
Önce derinin belirli bir noktasında yuvarlak, kabarık ve sıcak bir kızarıklık belirir. Üzerine parmakla basıldığında acı verir. İçindeki irinin yüzeye çıkma eğiliminden ötürü şişlik zamanla artar. Merkezi sanlaştıkça, ağrılar yok denecek kadar azalır; epidermis gerginleşir ve içindeki irin ile doku kalıntısının dışarı çıkmasını sağlayacak biçimde açılır. Yerinde, üstderi üzerinde herhangi bir yanlma olmaksızın hafif bir çukurluk kalır.

KOMPLİKASYONLAR
Çıbanın çıktığı yerler arasında en tehlikeli bölge kuşkusuz üstdudak ve burundur. Bu bölgelerde oluşan iltihaplar,
toplardamarlar yoluyla kafatası içine kadar yayılıp çok tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Bu tür komplikasyonlar ender görülse de, bir çıban ortaya çıktığında asla göz ardı edilmemelidir. Öteki olası komplikasyonlar toplardamar iltihabı (flebit), çıbanın lenf yollanyla yayılarak lenf damarlanyla düğümlerinde iltihaba yol açması ve kan zehirlenmesidir (septisemi).

TEDAVİ
İlk önlem, iltihabi sürecin yayılmaması için çıbanı sıkmaktan kaçınmaktır. En doğru hareket, çıbanın bulunduğu bölgeye ıslak-sıcak pansuman uygulayarak çıbanın olgunlaşmasını hızlandırmaktır. Ağır olgularda aynı zamanda yerel ya da sistemik antibiyotik tedavisi gerekebilir. Aynca çıbanın gelişimine yol açan temel nedenleri de unutmamak, başta şeker hastalığı olmak üzere bu nedenleri hemen ortaya çıkararak tedavi etmek çok önemlidir.

Yazının Kaynağı : Medicana
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
ANGeLiNa
forum kurdu
forum kurdu
avatar

Mesaj Sayısı : 1988
Yaş : 37
cizgi resim :
ReP PuaNi : 0
ReP GüCü : 714
Kayıt tarihi : 17/12/08

MesajKonu: Soğuk Algınlığı ve Grip   C.tesi Ocak 10, 2009 10:46 pm

SOĞUK ALGINLIĞI

Belirtileri:

Ateş, halsizlik
Burun akıntısı
Öksürük, aksırık
Boğaz ağrısı
Huzursuzluk

Nezle Çocukluk çağının en sık karşılaşılan enfeksiyon hastalıklarıdır. Bu hastalığa neden olan çok sayıda virüs söz konusudur. Genelde soğukta kalmak ya da ayakları üşütmekle değil, boğaz ve burunda gelişen bir enfeksiyon sonucu oluşur. Kalabalık yaşama koşullarında hastalığın yayılması kolaylaşır ve sıklığı artar. Çocuklarda ve bebeklerde görülen soğuk algınlığı, yetişkinlere göre daha çok ciddiye alınmalıdır. Çünkü çocuklarda soğuk algınlığı sonucu, akciğerler ya da kulaklar çok çabuk etkilenirler. Vücut dirençleri kolayca düşeceği için bronşit ve zatürree gibi olumsuz gelişmelere neden olabilir.
GRİP

Belirtileri:
Yüksek ateş Burun akıntısı Boğaz ağrısı Tüm vücutta ağrı Titreme Öksürük Baş ağrısı Dermansızlık ve uyku

Yüzlerce farklı tür virüsün oluşturduğu çok bulaşıcı bir hastalıktır. Belirtileri virüsün alınmasından sonraki bir ya da iki gün içinde ortaya çıkar ve hastalık 3-4 gün sürer. Çocuğunuz kendini yataktan çıkamayacak kadar halsiz hissedebilir. Soğuk algınlığı kadar uzun sürmez fakat daha ağır seyreder. Soğuk algınlığında olduğu gibi çocuklar bu hastalıktan daha fazla etkilenirler. Vücut dirençleri düştüğünden bronşit ve zatürreeye yakalanma olasılıkları vardır. Bu tür hastalıkların özel bir tedavisi yoktur. Antibiyotiklerin faydası olmaz, aksine hastalığın uzamasına yol açabilir. Doktor tavsiyesiyle hastayı rahatlatıcı ilaçlar kullanılabilir. Dengeli beslenme ve dinlenme çok önemlidir.
Ateşin uzun sürmesi veya düştükten sonra tekrar yükselmesi, hızlı, hırıltılı ve güç nefes alması, kulak ağrısı olması ve şiddetli öksürük ilave bir enfeksiyonun işareti sayılır. Orta kulak iltihabı, sinüzit, larenjit, bronşit söz konusu olabilir. Bu durumda çocuğu hemen doktora götürmelisiniz. Doktor uygun antibiyotik tedavisi başlatacaktır.

Siz nasıl yardımcı olabilirsiniz?
♦️ Çocuğunuzun ateşini her 3-4 saatte bir ölçün. Ateşini düşürmesi için parasetamol şurubu verin. Ilık süngerle vücudunu silerek ateşini düşürmeye çalışın.
♦️ Çok aç değilse yemek yemesi için ısrar etmeyin. Bol bol sıvı içmesini sağlayın. Gece yatmadan önce süt haricinde bir şeyler içmesi, uyurken burnunun tıkanmaması açısından yararlı olur. Süt, balgam üretimini artırdığından, yatarken verilmemelidir.
♦️ Çocuğunuzu ılık ve nemli bir odada yatırın. Kuru bir odanın havasını soluması çocuğunuzu rahatsız eder. Odanın nemini artırmak için, kaloriferin üzerine ıslak bir havlu asın, soba ile
ısınıyorsanız ağzı açık bir kapla üzerine su koyun.
♦️ Çocuğunuz bir yaşından büyükse, yatmadan önce göğsüne vicks sürebilirsiniz. Mentol kokulu bir mendili baş ucuna koyarak nefesinin açılmasına yardımcı olabilirsiniz.
♦️ Çocuğunuzun uyurken rahat nefes alabilmesi için başının altını yükseltin.
♦️ Çocuğunuzun burnunu sürekli sildiğiniz için tahriş olmuş olabilir. Burnunun kenarlarına nemlendirici bir krem sürün. Burnunu silmek için kağıt mendil kullanın ve bunları hemen atın.
♦️ Yatmadan önce ılık bir limon suyuna bal katarak vermeniz, boğaz ağrısını hafifletip, solunum yollarını rahatlatır.
♦️ Bol bol ıhlamur, limon ve bal karışımı verin. Eğer öksürüğü varsa, zencefili balla birlikte vermeniz faydalı olabilir. Fakat bir yaşından küçük çocuklara alerji riski oluşturabileceği için bal verilmez.
♦️ Çocuğunuzu sigara dumanından uzak tutun. Evde sigara içmediğiniz gibi, başkalarının içmesine de izin vermeyin.
♦️ Burnu tıkalı ise serum fizyoloji damlatarak rahatlatın. Çok fazla tıkanıklık varsa doktorunuza danışarak bir burun damlası kullanın. Burun damlaları 3 günden fazla kullanıldı mı sakıncalı olduğunu unutmayın.
♦️ Çocuğunuz sık sık grip oluyor ve akciğerlerin etkilenmesi söz konusuysa, doktorunuza danışarak grip aşısı yaptırın.

Yazının kaynağı : Sevda Salihoğlu Dursun ( Bebek Bakımı ve Sağlığı )
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Bulaşıcı Çocuk hastalıkları
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» DüĞüN HaZıRLıKLaRı
» Kahretsin!!!

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
CHaTLaQS :: DiGeR KoNuLaR :: FaYDaLi BiLGiLeR :: FaYDaLi BiLGiLeR :: BeBeKLeR HaKKiNDa-
Buraya geçin: